Ana SayfaBlog Sayfası

Yurtdışında Okumaya Gitmeden Önce

(Nazlı Okuducu - 20 Ağustos 2020)

12. sınıfta sıra arkadaşınız durmaksızın üniversite sınavı için test çözerken siz yurtdışı üniversite başvuruları yüzünden bilgisayardan kafanızı kaldıramıyorsanız bu yazı sizin için.

Eminim ki etrafınızda herkes yurtdışında okumakla ilgili hep bir ağızdan doğru-yanlış bir şeyler söylüyor size. Belki siz yakınlarınıza yurtdışı hayalinizden bahsedince dudak büküyorlar, sizi vazgeçirmeye çalışıyorlar. Kararınızın sadece negatif yönlerini düşünüp sizi sıkıyorlar. Bir sürü risk, belirsizlik ve baskı içinde dışarıya güçlü ve emin tarafınızı gösterseniz de aslında siz de derinlerde bir yerde “yapamazsam oralarda ne olacak?” diye düşünüyorsunuz. Eminim. Çünkü hepsini ben de yaşadım. Çünkü bu 2 haftalık dil kursu için yurtdışına gitmekten ya da bir exchange öğrencisini evinizde ağırlamaktan çok farklı.

Yurtdışında okumaya karar verme ve başvurma dönemi yukarıdaki gibi sıkıntılı geçmiyorsa, harika, o zaman nadir insanlardan birisiniz! Ama duygularınıza tercüman olabildiysem, bu süreci kabus gibi geçirmiş biri olarak size birkaç tavsiyem olacak:

1. Kendinizi tanıyın. Uluslararası ortamlarda ve konfor alanınızın dışında nasıl hissediyorsunuz? Tek yaşayabilecek kadar birey olduğunuzu düşünüyor musunuz?

2. Çevrenize kulak vermeyin. Sizi en iyi tanıyan kişi yine kendinizsiniz. Özellikle ebeveynleriniz duygusal davranıp gitmenizi engellemek için her şeyi söyleyeceklerdir.

3. Mantıklı riskler alın. 5 tane asla giremeyeceğiniz üniversiteye başvurmak idealistlik değil rüya aleminde yaşamaktır.

4. Sabit fikirli olmayın, “kesinlikle şu üniversite şu bölüm olmalı yoksa asla oralara gitmem” demeyin. Çünkü lise sonda büyük ihtimal ne mesleği yapmayı istediğinizi bulduğunuzu sanıyorsunuz. Gerçek ise, bunu tamamen anlamamız üniversitenin ilk senesinin sonu ya da ilk stajımız zamanında oluyor. Foundation’ lı ya da common core’ lu üniversiteleri desteklememin en büyük sebebi de bu.

5. Yurtdışında okuyan ve konuştuğunuz, soru sorduğunuz kişilerin her dediğini önemsemeyin. Bu çok bireysel bir deneyim, kişiden kişiye dağlar kadar değişiyor. Bazısı ilk aydan depresyona girip dönüyor, bazısı yurtdışında okumayı o kadar çok seviyor ki Türkiye’ye dönmek istemiyor.

6. Yerel dilin ingilizce olmadığı bir yere gidiyorsanız gitmeden mutlaka minimum B1 seviyesinde o dili konuşuyor olun. Bu sizi şimdiden daha hazır hissettirecektir ve adaptasyon sürecini çok hızlandıracaktır.

7. Son olarak da, eğer gerçekten yurtdışında okumak istiyorsanız dikkatinizi ve ilginizi yüzde yüz buna verin. Tereddüt edip bir yandan da üniversite sınavına çalışayım demeyin, bu sizi yormaktan başka bir şeye yaramayacaktır. Hedeflerinizi şaşırıp kendi kendinizi sabote etmiş olursunuz.

İyi tamam, bu tavsiyeleri verdin de sen kimsin, ne yapıyorsun diyenler için hızlıca kendimden bahsedeyim.

Galatasaray Lisesi’nde okurken 11. sınıfın 2. dönemine kadar kendimi hep “Türkiyeci” olarak görüyordum hatta dershaneye bile gidiyordum. İleride ne meslek yapacağımla ilgili detaylı bir fikrim yoktu açıkçası ama business la ilgili bir şey okumak istiyordum.

Aklımda o zaman neden hiç yurtdışı fikri yoktu derseniz ben o aralar iyi yabancı üniversitelerin sadece Amerika ve İngiltere’de olduğunu düşünüyordum. Oralarda da tuition fee yani okul ücretlerinin çok uçuk olduğunu biliyordum. İngiltere’nin sadece bir elin parmağını geçmeyecek kadar kişiye burs verdiğini de biliyordum. Amerika da açıkçası biraz korkutucu geliyordu çok uzak ve farklı olmasından dolayı. Şimdi bakınca o zamanlar benim de sabit fikirli olduğumu anlıyorum. Doğru düzgün araştırmadan kulaktan dolma bilgilerle belki de Amerika’da burslu olarak iyi bir üniversiteye gitme şansını tepmişim. Ama şu an kararımdan ve hayatımdan çok memnunum. Şu an ne yaptığıma gelmeden önce 11. sınıfın nisan ayına gidelim.

Lisemde 12. sınıflardan bir kızın Milano’daki Bocconi Üniversite’sine başvurduğunu ve kabul aldığını duydum. Ben de daha önce hiç duymamıştım bu üniversiteyi. Açtım, araştırdım ve gördüm ki business alanında İngiliz 2-3 üniversite ardından Avrupa’nın en iyisi. Başvuru sürecine baktım. Amerika’ya göre daha az meşakkatli olduğunu gördüm (uzun deneme yazma yoktu). Notlarım da iyi diye başvurmaya karar verdim. Eve bir gün okuldan geldiğimde aileme söyledim “ben buraya başvuracağım haberiniz olsun” diye. Evde iki saat dinmeyen bir çatışma çıktı ve ailemin bana dedikleri şunlardı: “Hani sen burada okuyacaktın?”, “Neden sürekli karar değiştiriyorsun?”, “İtalyanlar tembel olur.”, “Hiç duymadığımız bir üniversite nasıl başarılı olabilir?”, “Sen kendi başına nasıl yaşayacaksın yurtdışında?”, “Boğaziçi daha iyidir.” Bu sözler business okullarıyla en ufak ilgisi olmayan kişilerden geldiği için hiç umursamadım. Sadece “açın bakın internetten” dedim. Yalnız, Bocconi başvuru sürecinde SAT, ACT veya kendi yaptıkları sınavdan birinin sonucunu istiyordu. Ben de SAT ve ACT hakkında hiçbir şey bilmediğim ve zamanım olmadığı için (testlerle boğuşmaktan) Bocconi’ nin sınavına girmek üzere haziranda Milano’ya gittim. Sınav İngilizce okuduğunu anlama, matematik ve mantık üzerineydi. Gitmeden önce birkaç deneme yapmıştım ama çok da hazırlanmamıştım. Sınav denemelerden çok daha zordu, kimsenin süresi yetmedi ama herhalde geçmişimdir diye düşünüyordum. Yaz bitti, okul açıldı ve eylül ayında okulda bir ders sırasında Bocconi’ den bir email geldi. Başvurduğum ilk tercihim olan “International Economics and Management” bölümüne kabul edildim. Bu bölüme başvurma sebebim hem ilgimin olması hem de çalışma yeri ve imkanlarının çok geniş olmasıydı.

Aile baskısı sebebiyle ben yine de sanki Bocconi’ den kabul almamışçasına dershaneye gidip üniversite sınavına çalıştım tüm sene. Okulumun teşviğiyle sene ortasında Fransa’da Sorbonne Üniversitesi’ne Ekonomi bölümü için başvurdum ve ilkbaharda kabulüm geldi. Fakat dürüst olmak gerekirse sadece başvurmak olmuş olmak için başvurmuştum, Fransa’da okumak istemiyordum. “Bocconi bana yeter de artar” diye düşünüp bu iki üniversite dışında hiçbir yere başvurmadım. Hata mı? Normalde bence hata ama Bocconi gerçekten top tier bir üniversite olduğu için bu durumda hata değildi diye düşünüyorum. Başka hiçbir yere başvurmamamın diğer sebebi ise test çözmekten kafamı kaldıramıyor olmamdı.

Şimdi tavsiyelerime geri dönerek size neden kabulümden gidişime kadar olan periyodun kabus gibi geçtiğini anlatmak istiyorum. Bunları zamanında anlayamamıştım ama 2 sene sonra göreceli olarak artan olgunluğum ve deneyimimle problemlerin kaynağını çözdüm. 1, 2, 5 ve 7. maddeleri ben hiç uygulamamışım ki!

Gerginliğin ilk sebebi kendimi tam tanıyamadığım için oraya uyum sağlayıp sağlayamayacağımı öngöremememdi. Daha önce hiç uzun süre kendi başıma yaşamamış olmam da buna tuz biber oldu. (1. madde). Çevremin her dediğini dinlediğim için aslında İtalya’ya gitmek istesem bile kararımı çok sorguladım ve başkalarının dedikleri beni olması gerektiğinden çok etkiledi. Sektörde olan veya bu üniversiteyi birinci dereceden deneyimlemiş kişiler dışında herkesin dediklerine kulağımı tıkamalıydım (2. madde). Yurtdışında okuyan kişilerle konuştuğumda biri yeni hayatını çok sevdiğini başka biri çok yalnız ve depresyonda olduğunu söylüyordu hep. Bu beni çok düşündürüyordu ve yurtdışına gidince sanki bu iki uçtan başka bir şey hissedemezmişim gibi geliyordu (5. madde). Son olarak, belki fokusum sadece İtalya olsaydı, zaten var olan stresime bir de üniversite sınavı stresi etkilenmeseydi daha sağlıklı düşünebilirdim diye düşünüyorum. Kendimi yüzde yüz Bocconi’ye adasaydım oraya uyumumu hızlandıracak şeylere yoğunlaşırdım. Mesela İtalyancamı daha çok geliştirirdim, yemek yapmayı öğrenirdim ve kendi başıma yaşarken bana gerekecek becerileri edinirdim. Beni rahatlatan ve keyif aldığım aktivitelere yoğunlaşırdım, kendimi daha çok tanımaya çalışırdım, ilgilendiğim alanda bir staj yapardım (7. madde). Bu maddelerin eksikliği tahmin ettiğinizden daha çok anksiyete yaratıyor benim konumumda olan her öğrencide. Tahmin ettiğinizden daha çok diyorum çünkü sizin için şu an olaylar hala sıcak. Bu sürecin o kadar içindesiniz ki normal olarak hayatınıza bir 3. şahıs gibi bakamıyorsunuz. Başka her durumda olduğu gibi aslında, zamanın size kazandırdığı yeni perspektifi sabırla beklemeniz gerekiyor.

Sonuç olarak, belki de biraz cahil cesaretiyle gittiğim Milano’da bambaşka bir hayata başladım 2018’in eylül ayında. Her gün iyi ki bu kararı vermişim diyorum. İyi ki her ulustan insanın olduğu açık fikirli bir yerde okuyor ve yaşıyorum. Her gün çok kaliteli öğretmenlerden ders alıyorum. Milano’nun merkezinde yaşıyorum. Tüm dünyadan katılımcıların olduğu etkinliklere katılıyorum. Arkadaş çevrem yabancılarla dolu. Amerikalı, İtalyan, Brezilyalı, Alman, Arnavut ve daha birçoğu...Türkiye’de hiçbir üniversitesinin sağlayamayacağı bir konfor ve ortamda yaşamak bana kendimi şanslı hissettiriyor. Halbuki bu şansı ben kendim yarattım. Bu süreçte tamamen yalnızdım, sürekli ailemle çatıştım, korktuğum bir şeyin üstüne gittim, inat ettim, risk aldım.

2 sene önceki benle benzer durumda olan arkadaşlarıma yalnız olmadıklarını hatırlatmak istiyorum. Önünüzdeki büyük fırsatlara giden yol tabi ki kolay olamaz değil mi? Benimle aynı ideallere sahip arkadaşlarım, lütfen istediğinizin peşinden gidin! Benim gibi destekçiniz olmasa bile üniversite seçimi gibi hayatınızı çok etkileyecek bir kararı SADECE siz verin. Çünkü bazen bir elin sesi var iki elin gürültüsü var!