Kırsal Avrupa

Kırsal Avrupa

Kırsal Dünya serisine ilk olarak dünya haritasında Afrika kıtasının çok küçük bir noktası sayılabilecek bir ülke olan Ruanda’ya yaptığımız ziyaret ile başladıktan sonra aldığımız önemli geri bildirimlerden biri de başlangıç yazılarımızda biraz daha geniş coğrafyalara ve temel kavramlara öncelik vermemiz ile ilgiliydi.

Son aylarda Almanya ve İngiltere’yi birkaç kez ziyaret ettik. İlginç notlar da topladık. Bu notlara geçmeden önce Avrupa ile ilgili bir giriş dosyası oluşturmamızın iyi bir başlangıç olacağını kararlaştırdık.

Türkiye'nin Avrupa ile siyasi açıdan bol iniş çıkışlı ama özellikle ticari açıdan pek de alternatifi  olmayan bir ilişkisi var. Adına Türkiye’de bakanlık kurulmuş tek bölge de yine Avrupa. Eğitim ve kırsal kalkınmada da gerek mevcut hibeler gerek ortak çalışmalar açısından Türkiye'de yaşayan biri için Avrupa takip edilmesi gereken bölgelerin başında geliyor.

Avrupa denince kimimizin aklına Avrupa Şampiyonası, UEFA Şampiyonlar Ligi gibi spor müsabakaları gelebilir. Kimimizin aklınaysa Avrupa Birliği, Euro para birimi ve Schengen Vizesi gelebilir. Öğrenciler için Erasmus+ ile değişim, sivil toplum kuruluşları için hibe, kırsal alanlarda yaşayanlar içinse Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu'nun (TKDK) destek programları gelebilir. Bir de elbette Türkiye'den başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesine  yerleşmiş olan milyonlarca kişi de önemli bir köprü görevi görüyor.

Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi gibi belki de dünyanın en karmaşık bürokratik yapılarını barındıran Avrupa hakkında birkaç kısa bilgi ile başlayalım:

 
Kolombiya

Kırsal dünya

"Escuela Nueva"

(Şubat 2018- Mine Ekinci)

İlk bakışta coğrafyasıyla, iklimiyle, kültürüyle çok farklı gözükmesine rağmen Kolombiya kırsal nüfus oranı (Dünya Bankası kaynaklarına göre toplam nüfusun yaklaşık dörtte biri), insani gelişmişlik endeksindeki sıralaması, içinde bulundurduğu iklimsel, coğrafi ve kültürel çeşitlilik, eğitim seviyesi gibi birçok açıdan Türkiye ile benzerlikler taşıyan bir ülke.

Fakat ziyaretimizin en önemli nedeni, 1975 yılında ilk kez Kolombiya’da köy okullarında uygulanmaya başlanmış olan Escuela Nueva eğitim modeli. Escuela Nueva modeli, 90’lı yılların başından itibaren farklı derecelerde ve başarı seviyelerinde de olsa Kolombiya’daki tüm köy okullarında uygulanıyor. Hatta, Escuela Nueva modelinin şehirdeki okullara uyarlanmış versiyonu olan Escuela Activa Urbana modeli de, şehirdeki okullarda yaygınlaştırılmaya devam ediyor. Kolombiya dışında, 15’ten fazla ülke de Escuela Nueva modelini kendi ülkelerinde farklı ölçeklerde uyguluyor.

Escuela Nueva (EN) modelinin özellikleri:

  1. Öğrenci merkezli: Eğitimin merkezinde, öğretmen değil, öğrenci var. Hazırlanan öğrenme rehberleri, grup çalışmalarına verilen önem, ölçme-değerlendirme yapılırken öz-değerlendirme ve akran değerlendirmesinin ön planda olması sayesinde öğrenci kendi öğrenme sürecinde söz sahibi.
  2. Öğretimde bağlam: EN modelinde öğretim programları ve öğrenme rehberlerinde konular, metinler, sorular, proje konuları kırsaldaki koşullar düşünülerek hazırlanmış, bu şekilde çocukların gerçek yaşantıları ile yeni bilgiler arasında bağlantı kurarak daha kolay öğrenmeleri sağlanılıyor.
  3. Grup çalışması: Görüşmelerimden edindiğim izlenime göre, öğrencilerin EN ile ilgili en sevdikleri yönlerden biri de burası. EN okulunda bir tahtaya bakan sıralar yok; kümelere bölünmüş sıra ve sandalyeler var. Derslerin çok büyük bir bölümü grup çalışmaları ile geçiyor, bu grup çalışmaları sırasında öğretmenler ekstra ilgi göstermeleri gereken öğrenciler olursa onlarla bire bir çalışma imkanı buluyorlar. Grup çalışmalarında bir masadaki öğrencilerin her birinin bir rolü oluyor. Örneğin; zaman tutucu, etkinliklerin önerilen zaman dilimi içerisinde bitip bitmediğini takip ederken, animatör, morali herhangi bir sebepten bozulan öğrencilerin moralini yükseltmekten; iletişimci, öğretmenle grup arasındaki iletişimden; lider, gruptaki herkesin rollerini gerçekleştirdiğinden emin olmaktan sorumlu. Öğrenciler bir okul dönemi boyunca aynı grupta çalışıyor, üç ayda bir rollerini değişiyorlar.
  4. Öğrenme rehberleri: Öğrenme rehberleri EN’nin olmazsa olmazı. Özellikle karışık yaş gruplarının beraber eğitim aldığı sınıflarda, öğrencilerin öğretmenden bağımsız kullanabildiği öğrenme rehberleri, farklı seviyelerdeki öğrencilerin beraber eğitim almasını kolaylaştırıyor. Öğrenme rehberlerinde ilkokul seviyesinde dört ana bölüm var: A- Konu ile ilgili temel bilgiler, B- Konu ile ilgili bir metin/hikaye, C- Grupla ve bireysel yapılacak etkinlikler, D- Genellikle aile ile beraber evde yapılan uygulamalar. EN’nin ortaöğretimde uygulanan türevinde bir de E- Araştırma bölümü var.
  5. Aile ve sosyal çevreyle iş birliği: EN’de, ailelerin de EN modelini bilmesine, benimsemesine, çocuklarının eğitimi ile ilgili tüm süreçlere mümkün olduğunca dahil edilmesine çok önem veriliyor. Örneğin, birçok okulda, sene başında, öğrencilerin kendi ailelerini tanıttıkları aile kartları hazırlanıyor, köyün haritaları, maketleri hazırlanıyor; okulda yapılması gereken onarım, boya gibi işlere, özel etkinliklere aileler davet ediliyor; öğrencilerin ev ödevlerini aileleriyle yapmaları teşvik ediliyor…
  6. Öğrenci meclisleri: Okul içinde demokrasi ve vatandaşlık eğitimi EN modelinin bir başka önemli parçası. Okul büyüklüğüne göre her sınıf ya da tüm okul sandığa giderek okul yönetiminde yer alacak öğrencileri belirliyor. Gerektiğinde öğrenciler farklı konular ile ilgili özel komiteler de kurabiliyorlar.
  7. Temel değer ve ilkeler: EN temel değer ve ilkeleri her fırsatta öğretmen ve öğrencilere hatırlatılıyor ve özellikle sene başında öğrenciler bu değer ve ilkelerin okulca benimsenmesini kolaylaştıracak etkinliklerde bulunuyorlar. Her okulda ekleme ve çıkarmalar olabilmekle beraber EN’nin temel değerleri: Güven, saygı, sorumluluk ve iş birliği. Temel ilkeleri ise: Özerklik (otonomi), katılım, bilgi temelli etkinlik (aksiyon)
  8. Kaynak tasarrufu: EN modeli tasarlanırken kaynakların geri dönüşümüne ve az masraflı olmasına da özellikle özen gösterilmiş. Örneğin, EN öğrenme rehberleri 10 yıl boyunca farklı öğrenciler tarafından kullanılmak üzere basılıyor ve öğrenciler tarafından paylaşımlı olarak kullanılıyor.
 

Escuela Nueva modelini Bogota’da bize ilk tanıtan eğitmenlerden biri modelle ilgili şöyle bir yorumda bulunmuştu:

“Evet, Escuela Nueva modeli harika, fakat öğretmenler modeli iyi bilmiyorlarsa, öğrenemiyorlarsa, uygulamada destek alamıyorlarsa bilmedikleri, anlamadıkları bir şeyi uygulamaya çabalıyor oluyorlar. Bu da bazen geleneksel eğitimden daha kötü olabilir, çünkü en azından öğretmen kendisi geleneksel modele daha hakim, daha özgüvenle sınıfı yönetip, seçimler yapabiliyor.”

Bir başka duyduğumuz eleştiri de şu olmuştu:

“Model çok iyi fakat, model ortaya atılalı onlarca yıl geçti, o günden bugüne eğitimde, teknolojide birçok yenilik oldu. Eski bir modeli alıp hala kullanmaya devam etmek bana çok da anlamlı gelmiyor. Her alanda olduğu gibi eğitimde de inovasyona ihtiyaç var.” Bunları duyduğumda hemen defterime koca ünlemlerle not almıştım.
 

Manizales’e gidip de Educacion Rural ile tanışınca, Educacion Rural’ın tam da EN modelinin tek başına yetersiz kaldığı öğretmenlere destek ve yerele uygun ihityaç temelli yenilikçi metotlar geliştirme hedefleriyle kurulmuş olduğunu gördüm. Educacion Rural’ın kurmuş olduğu sisteme, ekibin işlerine olan tutkusuna, okul çalışanları ve öğrencilerle olan yakınlıklarına hayran kaldım. Tüm Kolombiya seyahatinin benim için en ilham verici kısmı onlarla tanışmaktı.

Educacion Rural bir düşünce kuruluşu olarak özel sektör-kamu iş birliğiyle kurulmuş. Bölgedeki Kahve Üreticileri Birliği, bölgenin önde gelen elektrik dağıtım şirketlerinden biri, üretimini yine bu bölgede yapan, ülkenin en ünlü çikolata ve gıda firmalarından bir olan Luker şirketine ait olan Luker Vakfı uzun dönemli olarak projeyi destekleme taahhüdünü vermişler. Bölgenin Milli Eğitim Yönetimi ve üniversite ile de projenin başından itibaren iş birliği içinde olmuşlar. Educacion Rural ile çalışan 31 mentor var. Bu mentorlar, bölgedeki (bizdeki bir ilçeye karşılık düşünülebilir) tüm okulları yılda en az 3 kez ziyaret ediyorlar. Ziyaretleri sırasında hem gözlem yapıp öğretmenlere geri bildirim veriyorlar, hem bazı uygulamaları öğretmene de örnek olması açısından ders içerisinde doğrudan çocuklara gösteriyorlar. Aynı zamanda mentorlarla, projede yer almak isteyen gönüllü lider köy öğretmenleri yılda 4 kez bir araya geliyorlar (evet, KODA’nın Öğretmen Buluşmalarına çok benziyor:)), öğretmenlerin özellikle çalışmaya ihtiyaç duydukları konular belirlenerek belirlenen temalarda eğitim ve paylaşımlar gerçekleştiriliyor. Sonra bu lider öğretmenlerden kendi okullarında ve çevre okullarda bu öğrendiklerini paylaşmaları bekleniyor. Bir yandan da ER ekibi ziyaretler ve buluşmalar sırasında ortaya çıkan ihtiyaçları karşılayabilecek çözümler bulmak için çalışıyor ve geliştirdikleri çözümlerin denemelerini yine sürekli ilişkide oldukları okullarda yapıyor, başarılı olursa da diğer okullarla da bu çözümü paylaşıyorlar.

Educacion Rural tarafından geliştirilip EN modeline entegre edilen uygulamalardan biri de Kırsalda Üniversite modeli. Onlar modeli üniversite diye adlandırmış olsa da aslında daha ortaokuldan başlıyor. 6. sınıfa geldiklerinde çocuklar normal derslerinin yanı sıra bir de proje yürütmekten sorumlular, projelerinin adı da Tavuk Projesi! Bu proje kapsamında, çocuklara yılın başında okul tarafından küçük bir miktar para veriliyor. Bu para ile çocuktan tavuk ve yem alması, yıl boyunca o tavukları yetiştirmesi, yıl sonunda da aldığı parayı okula geri vermesi bekleniyor. Eğer üzerine kâr yaptıysa bu kâr çocukta kalıyor, eğer herhangi bir sebepten dolayı zarar etmişse bunu yazılı bir şekilde okula iletmesi gerekiyor, mazereti geçerli bulunursa geri ödeme yapması gerekmiyor.

 

Sonraki okul yıllarında da projeler devam ediyor: Sebze, domuz yetiştirme, kahve yetiştirme, yerel turizm, zanaat… Daha üst sınıflarda çocuklar kendi proje konularını kendileri belirleyebiliyorlar. 10. ve 11. sınıfa gelindiğinde ise, proje kapsamı artık genişliyor, gençler artık hem kendi proje konularını belirliyorlar hem de kendi iş planlarını en baştan oluşturup sonra da yürütmek ve sonuçları takip etmekten sorumlular. Bu arada elbette birçok okulun kendi bahçesinde de bakımından çocukların sorumlu olduğu, dersler kapsamında da kullanılan tavuk, sebze, aromatik bitkiler, domuz, kakao, kahvenin bulunduğu farklı köşeler oluyor.

Proje öncelikli olarak çocukların kırsalda yaşam ve ekonomiyle doğrudan bağlantılı alanlarda bilgi ve becerilerini geliştirmelerini sağlıyor. Bu başlı başına çok önemli bir mesele, Türkiye’de de kırsal bölgelerde öğrencilerin devamsızlık yapıyor ya da okula hiç gönderilmiyor olmalarının arkasında yatan temel sebeplerden biri, okulda öğretilenlerin köyde gereksinim duyulan bilgi ve becerileri sağlamıyor olması. Benzer bir uygulamanın Türkiye’de de bu sebepten devamsızlığın yüksek olduğu köylerde çok iyi sonuçlar yaratabileceği düşüncesindeyim. Bunun yanı sıra, elbette çocukların girişimcilik, özgüven ve proje yönetimi becerileri de erken yaştan geliştirilmiş oluyor. Görüştüğüm liseli gençler de üstüne basa basa söylediler bunları. Tüm bunların yanında, aslında yapılan tüm bu projeler çocukların okulda öğrenmesi beklenen birçok akademik bilginin de (sosyal bilimleri coğrafya, matematik, yazma…) disiplinler arası, uygulamalı bir proje dahilinde öğrenilmesini sağlıyor. Yine öğrencilerin de söyledikleri gibi bu projeleri yapıyor olmak illa köyde kalıp tarımla, zanaatle ilgili işler yapacaklar anlamına gelmiyor; bu projeler de edindikleri tüm bu bilgi ve beceriler nerede yaşarlarsa yaşasınlar ne iş yapıyor olurlarsa olsunlar onlara büyük faydası olacak bilgi ve beceriler.

Öğrenciler, 10 ve 11. sınıftaki projelerini tamamladıktan sonra bir sertifika alıyorlar. Eğer isterlerse, 1 yıl da üniversiteye devam edip bir ön lisans derecesi alabiliyorlar. Üstelik eğer bu bir yıllık eğitimi de alırlarsa devlet onlara 8 milyon pesoluk bir hibeden (yaklaşık 10000 TL) faydalanma şansı tanıyor. Bu hibeyle genç girişimciler kendi küçük şirketlerini, çiftliklerini kurma planları yapmaya başlayabiliyorlar. Aşağıdaki fotoğrafta mülakat yaptığımız, 19 yaşında şu anda kendi kahve şirketine sahip Baola var (sağdaki). Baola, manzarası inanılmaz güzel bire tepede aldığı hibeden faydalanarak anne-babasıyla beraber kurduğu çiftliğin yönetimini üstlenmiş, özgüvenli, büyük hayalleri olan, hayatından memnun harika bir genç kadın.

 

Baola ve mezuniyetleri yaklaşmış diğer liseli gençleri, sevgili arkadaşım ve tercümanım Maria’yı bıktırıncaya kadar sıkıştırmaya çalıştım aslında: “Ama siz de şehre taşınmak istiyorsunuzdur herhalde? Şehirde yaşamayı burada yaşamaya tercih etmez miydiniz?” Baola, programın verdiği ilk mezunlardan biri. Program ilk başladığında hemen rağbet görmemiş. Arkadaşlarının birçoğu yine şehre gidip maden işçisi olmuş, geriye kalan daha küçük bir kesimin ise köyde kalıp ailelerin tarlalarında ekim-dikim yapmaya devam etmiş. “Ama hepsi pişman” dedi Baola, “keşke senin gibi yapsaydık diyorlar bana.” “Hiç yalnız ya da bir şeylerden eksik kalıyormuş gibi hissetmiyorum kendimi. İsteyince kasabaya ya da şehre gidiyorum, birkaç gün geçirip geri dönüyorum, yetiyor. Burada keyfim yerinde, şehirdeki arkadaşlarıma göre çok daha iyi şartlarda yaşıyorum.”

Gerçekten de liseli gençler Baola’nın döneminde olduğu gibi şehre gitmek istemiyorlar artık. Soruyu yönelttiğim sınıftan sadece bir öğrenci şehre taşınmak istediğini söylüyor, hatta o da “Belki üniversiteyi okuduktan sonra geri gelirim.” diyor. Bana verdikleri cevaplar şöyle: “Biz şehre taşınırsak, şehri kim besleyecek? Burada yaşamak çok güzel, buranın ihtiyacı olan tek şey genç iş gücü ve bilgi, o da bizde var. Burada kendi işimi kurmak, hayallerimi gerçekleştirmek varken neden şehre gideyim?” Kendi çiftliklerini açmak, köyde organik tarımı başlatmak, ailelerin ürettikleri ürünlere katkı değer katıp öyle satmak, bölgede turizmi başlatmak istiyorlar. Ve tüm bunları anlatırken o kendine güvenen, heyecanlı, umutlu halleri… Tek kelimeyle çok etkileyiciydi.

 
 
Ceki Hazan
Ruanda

Kırsal dünya

Neler Öğrendik? Ruanda'dan Kırsal Yaşam ve Eğitime Dair Notlar

(Ocak 2018 - Ceki Hazan)

Yüzölçümü olarak Ankara'dan biraz büyük, deniz seviyesinden ortalama 1500 metre yüksekte 12 milyon kişiyi barındıran bir ülke Ruanda. Türkiye'deki eğitim modelleri tartışmalarında akla hiç gelmeyecek yerlerden. Afrika'daki birçok ülke ile kıyasladığımızda nüfusu az bir ülke olsa da çok da küçük sayılmaz.   (Toplam nüfus açısından Ruanda = Finlandiya + Singapur ) 

* * * * * 

Ruanda'da saat kaç? Saat dilimi olarak Merkezi Afrika saat diliminde yer alan Ruanda Türkiye'nin 1 saat gerisinde.

İklim ve bitki örtüsü nasıl? Ekvatora yakın olsa da denizden uzak ve dağlık bir ülke olduğu için iklimi ekvatora yakın diğer ülkelerden biraz farklı.  Yine de beklendiği gibi yıl boyu sıcaklıklar pek farklılık göstermiyor. Gündüzleri ortalama sıcaklık 25, geceleri ise 15 derece. Klima veya soba gibi soğutma, ısıtma cihazlarına ihtiyacınız olmuyor. Kıyafetlerinizi yazlık, kışlık olarak ayırmanıza da... Coğrafi konumundan dolayı ilkbahar, yaz, sonbahar, kış olarak bildiğimiz dört mevsim yerine kuru ve yağışlı olmak uzere iki mevsim var.
Bitki örtüsü olarak diğel savan yani tropikal iklimlerle benzer özellikler gösteriyor ve yaygın bitki örtüsünün de adı savan.

Ulaşım nasıl? Şehirler arası çalışan Türkiye'de rastlamadığım Toyota marka minibüsler var. Midibüs ve otobüse pek rastlamadım. Türkiye'de alışık olduğumuz şehirler arası otobüsler Uganda, Tanzanya, Kongo gibi komşu ülkelere ulaşım amaçlı kullanılıyor.
Ruanda ile komşu ülkeleri birbirine bağlaması amacıyla demiryolu hattı çalışmaları yavaş da olsa devam ediyor.
THY'nin her gün uçuşunun olduğu Kigali Havaalanı'na Katar, Kenya ve Etiyopya Havayolları da sık uçuşlar düzenliyor. Ruanda'nın ulusal havayolunun adı Rwandair.
Kırsalda birçok kişiyi uzun mesafelerde yürürken görüyorsunuz. Bisiklet de taşlı ve toprak zeminlere rağmen oldukça yaygın. Şehirde çok sayıda ufak motorsiklete de rastlanıyor.

Hangi din ve inançlar yaygın? Din oldukça önemli. Yerel inançlar zaman içinde yerini Hıristiyanlık gibi bölgede yaygın dinlere bırakmış. Çoğunluk Katolik ve Protestan (Adventist). Mormonlar ve Yehova Şahitleri de aktif.
Müslüman nüfus, ülkenin %2sini oluşturuyor. İbadethane olarak mescidler kullanılıyor.

* * * * * 

1962 yılında Belçika sömürgesi olmaktan çıkıp bağımsızlığını kazanan bu ülkenin adını dünyaya duyuransa bir insanlık trajedisi: 1994'teki Tutsi Soykırımı.

7 Nisan ile Temmuz ortasına kadar sadece 100 gün içinde 500 bin ila 1 milyon arasında insanın öldürüldüğü soykırımdan kurtulanlarla soykırımda yer alanlar ve aileleri o gün olduğu gibi bugünde birlikte yaşıyorlar. Soykırım ve savaş sonrasında pek çok şey gibi eğitim sistemi de köklü değişimlerden geçti. 

Soykırım sürecini anlatan İngilizce birçok kitap ve belgesel olsa da Türkçe olarak bulabildiğim en iyi özet bilgi soykırımın 20. yıldönümünde Al Jazeera Türk'te yayınlanan 22 dakikalık belgesel. Bir de elbette soykırımı geniş kitlelere duyurmuş olan 2004 yapımı Hotel Rwanda filmini izlememiş olanlar Google'dan arama yaparak Türkçe dublajlısını bulup izleyebilirler. 
Yazılı metin olarak ise Onedio'da 2015'te yayınlamış bu yazı iyi bir özet niteliğinde.

Soykırım ve iç savaştan ötürü ülkedeki milyonlarca kişi 1990'lı yıllarda evini terk etmek zorunda kalmış. Savaş ve hastalıklar nedeniyle öksüz kalan çocuklar ve çocuk asker olmaya zorlanmış gençleri de düşündüğümüzde Ruanda'da eğitimin yeni bir toplum, yeni bir gelecek için ne kadar önemli bir anahtar olduğunu görebiliriz.

 Başlıca geçim kaynakları neler?

Afrika'nın (Mauritius ile birlikte) nüfus yoğunluğu en yüksek iki ülkesinden biri olan burada ekonomi büyük ölçüde tarıma dayanıyor. Deyim yerindeyse her yeri kırsal alan. Nüfusun 2/3'ünden fazlası kırsalda yaşıyor. Zaten şehirlerinde de sınırlı sayıda çok katlı bina var. Onlar da otel, banka merkezleriyle kamu binaları. Ruandalılar için toplumsal kalkınmanın yolu büyük ölçüde kırsal kalkınmadan geçiyor.Kentlerle kırsal alanlar arasındaki en dikkat çekici işbirliklerinden biri de kadın kooperatiflerinin yaygınlığı.

EĞİTİM SİSTEMİ

Başlarda bahsettiğim coğrafi konumundan yani güney yarımkürede bulunup ekvatora yakın olmasından ötürü Ruanda'da Türkiye gibi kuzey yarımküre ülkelerinde alışık olduğumuz haziran-temmuz-ağustos şeklinde gerçekleşen yaz tatili yok.
Eylül ayında da "2017-2018 eğitim-öğretim yılı" başlamıyor. Takvimleri biraz daha basit işliyor. Ocak ayında okullar açılıyor. Kasım ayında bizim deyişimizle "yaz tatiline" giriyorlar. (Kısacası 1 aya yakın süren ziyaretim esnasında okullar tatildeydi.)

Eski bir Belçika sömürgesi olan Ruanda’da eğitim sistemindeki temel yabancı dil, uzun yıllar Fransızca iken, birkaç sene önce tum ulke genelinde İngilizce’ye geçiş yapılmış.
Komşu ülkelerden farklı olarak ülkede hemen hemen herkes Kinyaruanda dilini konuşuyor. Fransızca ve İngilizce’nin dışında Doğu Afrika’da yaygın dil olan Svahili (diğer adıyla Kiswahili) de resmi dil olarak kabul edilmiş.  
Ruanda'da eğitimin olmadığı ya da kötü amaçlı kullanıldığı zamanlarda birbirine komşu yaşayan insanların birbirlerine düşman hale getirildiği gerçeği de hafızalardan hiçbir zaman silinmeyecek gibi.

Ruanda'yı PISA, TIMMS gibi uluslararası test sıralamalarında sonlarda bile göremezsiniz. PISA sıralamarının sonlarında yer alan Tunus ve Cezayir dışında Afrika'daki hiçbir ülke PISA test sistemine dahil değil. Aynı şekilde TIMMS sıralamalarının gösterildiği dünya haritalarında da Afrika'yı gri renkle görebilirsiniz. YOKLAR! Bu elbette kendilerinin seçtikleri ve bundan gurur duydukları bir durum değildir muhtemelen.

 
Ceki Hazan